Akşener’den Erdoğan’ın ‘dünyayı gezin’ tavsiyesine yanıt

Akşener'den Erdoğan'ın 'dünyayı gezin' tavsiyesine yanıt
Akşener'den Erdoğan'ın 'dünyayı gezin' tavsiyesine yanıt

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında Erdoğan’ın gençlere verdiği, “Ülkemizi, imkanınız olursa dünyayı gezip görmek, farklı kültürleri tanımak için şartlarınızı zorlayın” tavsiyesine yönelik eleştirilerde bulundu. Akşener, “Sayın Erdoğan, senin bu söylediklerini ancak, etrafındaki doymak bilmeyen rantçılarının çocukları yapabilir. Ama bu memleketin çocukları yapamıyor. Üstelik senin yüzünden” dedi.

SİYASET 06.04.2022 10:30

Akşener'den Erdoğan'ın 'dünyayı gezin' tavsiyesine yanıt

Abone Ol google-news

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener partisinin TBMM’deki grup toplantısında değerlendirmelerde bulundu. İktidarın ekonomi politikalarına yönelik eleştirilerde bulunan Akşener, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin ‘affını isteme vaktinin geldiğini’ savundu.

Akşener, “Bay kriz ve arkadaşlarının uydurduğu Türkiye ekonomi modeli an itibariyle çökmüş, çöp olmuştur. Nebati bakanın affını isteme vakti gelip çatmıştır. Bu vesileyle, siyasi tarihimize, bu ucube sistemin öğüttüğü, nice bakandan biri olarak, ışıltılı gözleri ve sebep olduğu utanç tablosuyla geçecek olan bu arkadaşımıza yeni hayatında şimdiden başarılar dilerim” ifadelerine yer verdi.

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın gençlere ‘dünyayı gezin’ tavsiyesiyle ilgili olarak da değerlendirme yapan Akşener, “Bir insan, ülkesinin gerçeklerinden bu kadar uzak olabilir mi? Gerçekten ibretlik. Sayın Erdoğan, senin bu söylediklerini ancak ve ancak, etrafındaki doymak bilmeyen rantçılarının çocukları yapabilir. Ama bu memleketin çocukları, gençlerimiz maalesef yapamıyor. Üstelik senin yüzünden yapamıyor. Bu dediklerini hayata geçirmeyi zaten geçtim, hayal bile edemiyor. Masraflı tavsiyelerini, lüks zevklerini kendine sakla. Gençlerimizin hayatını da, hayallerini de, enerjisini de çaldınız” diye konuştu.

Akşener’in konuşmalarından satırbaşları şöyle:

“Marketteki fiyatler durdurulamıyor. Raflar tezgahlar yanmaya devam ediyor. Milletimizin cebindeki para erimeye devam ediyor. Buna rağmen iktidar tarafındaki her şey tıkırında. Saray sefası memleket yansa bile hız kesmiyor. İktidar her ne kadar kendi yarattığı bu kriz ortamını ne yapacağını şaşırmış halde izlerken, doğrudan ya da dolaylı yoldan vatandaşın cebine etki ediyor. Yeterince zam yapmadıklarını söylüyorlar. Eğer süpvansiyon yapmazlarsa, asgari ücretli bir vatandaşın doğalgaz ve elektrik fiyatlarını ödeyemeyeceklerini söylüyorlar. Açlık sınırı altındakilere hallerine şükretmelerini söylüyorlar.

Geçtiğimiz hafta şekere de yüzde 31 zam yapıldı. Türkşeker’in sübvansiyon etmesinin sürdürülebilir olmadığını söyledik. Şekerle ilgili ‘Türkşeker adımlarını olumlu atacak’ dedi. Peki ne oldu? Daha uçağı havadayken yüzde 31 zam yapıldı. Sonra ne oldu? Alelacele bay krizin basın metni değiştirildi. Maşallah dediği üç gün yaşamıyor. Bizden önce elektrik yoktu dedi, elektrik zamlandı. Ramazanda et ucuzlayacak dedi, et zamlandı. Gelen zamlar için uyarı mübarek. 10-15 gün için şeker fiyatları 700-750 lira olacak gibi görünüyor.

“NEBATİ’NİN AFFINI İSTEME VAKTİ GELİP ÇATTI”

Gıda fiyatlarını devamlı sübvanse ederek kontrol edemezsiniz. Asıl sorunu artık görün. Piyasayı takip edin. 5’li çetenin değil, vatandaşın yanında olun. Bay kriz ve arkadaşlarının uydurduğu Türkiye ekonomi modeli an itibariyle çökmüş, çöp olmuştur. Daha önce nicesinin başına geldiği gibi, arkadaşların bu son sözde ekonomi modeli de gelen son veriler itibariyle iflas etmiş, ortada enflasyonla mücadeleyi amaçlayan bir program kalmamıştır. Aynı iflas eden önceki ekonomi programlarında olduğu gibi, bu defa da Nebati bakanın affını isteme vakti gelip çatmıştır. Bu vesileyle, siyasi tarihimize, bu ucube sistemin öğüttüğü, nice bakandan biri olarak, ışıltılı gözleri ve sebep olduğu utanç tablosuyla geçecek olan bu arkadaşımıza yeni hayatında şimdiden başarılar dilerim.

NAKLİYECİLERİN SINIR PROBLEMİ

Ülkemizde sıkıntılarıyla bir başına bırakılan başka bir kesim ise ihracatçımızın bel kemiği olan uluslararası nakliyecilerimiz. Sorunlarını dile getirmemi istediler. Kendilerine beklemekten başka bir çözüm olmadığı söylenmiş. Böbürlene böbürlene ihracat rakamları açıklayanların muhtemelen bu durumdan haberi bile yok. Türk nakliye sektörümüzün yaşadığı bu sorunu duyun. O çok sevdiğiniz Rus dostlarının sadece Türk oldukları için nakliyecilerimize yaptığı bu ayrımı görün. Bana sorunlarını ileten kardeşlerim taleplerini de söylediler. Nasıl ülkemizden geçen Azerbaycan plakalı araçlardan hiçbir geçiş ücreti alınmıyorsa, Azerbaycan’ın da Türk plakalı araçlardan aldığı geçiş ücretinin kaldırılması için adım atın. Azerbaycan-Kazakistan arasında hizmet veren fiyatları dünya standartları haline getirin. Türkmenistan sınır kapılarının transit geçişlere açılması sorunların yüzde 70’ine çare olacak. Acilen Türkmenistan’la bunu görüşün. Şoförlerimizi perişan etmeyin.

ERDOĞAN’IN GENÇLERE “DÜNYAYI GEZİN” TAVSİYESİ

Biliyorsunuz geçtiğimiz hafta, Sayın Erdoğan’ın 1 Nisan şakası tadında, bir açıklamasına şahit olduk. Çiftçilerle olan buluşmasında, diyetisyen Sayın Erdoğan’ı dinlemiştik. Acaba diyet listemi sayın Erdoğan’dan mı alsam? Manda yoğurdu, medine hurması ve kestane balının şifalarını öğrenmiştik. Gençlerle olan buluşmasında ise, kendisi karşımıza, yaşam koçu kimliğiyle çıktı. Gençlere, hayata dair, hikmet dolu, derin mi derin, tavsiyelerde bulundu. Ne dedi? ‘klağıda basılı kitapları, masanızdan, çantanızdan asla eksik etmeyin’ dedi. Yalnız dikkat edin, ‘kâğıda basılı’ kitaplar… Yani hikmet kağıtta. Kendi icat etti ya o kadar kıyak çeksin.

Gittiğim her yerde lise talebelerininin şikayetleri var. Test kitaplarını dahi alamadıklarını söylüyor gençler. Başka? ‘Spora mutlaka her gün, düzenli olarak vakit ayırın” dedi. Başka? “Demli bir çay, ya da aromalı bir kahve eşliğinde yapılan, karşılıklı sohbetin getirdiği sosyalleşmeyi, asla ihmal etmeyin” dedi. Bu açıklamayla birlikte, an itibariyle hepimiz, çaya ve kahveye gelecek zammı bekliyoruz.

Bitti mi? Bitmedi. Bir de, ‘yakın çevrenizden başlayarak, tüm şehirleriyle ülkemizi, imkânınız olursa, dünyayı gezin’ dedi. Evet yanlış duymadınız. Önce Türkiye’yi, sonra da dünyayı gezecekmişsiniz. Üstelik bunu, gençlerimiz toplu ulaşım fiyatlarından dolayı yaşadıkları şehirde bile gezemezken söyledi. Bunu, İstanbul’da okuyan bir genç 450 liralık bilet parasını karşılayamadığı için, Sivas’taki ailesini görmeye gidemezken söyledi. Bunu, yurtdışı harç bedeli 150 lirayken, 10 yıllık pasaport 1478 lira, dolar 14,69 lira, avro da 16,21 lirayken söyledi. Bir insan, ülkesinin gerçeklerinden bu kadar uzak olabilir mi? Gerçekten ibretlik. Sayın Erdoğan, senin bu söylediklerini ancak ve ancak, etrafındaki ihaleci gençler yapabilir. Mesela, eşinin, dostunun, yandaşının çocukları yapabilir. Mesela, doymak bilmeyen rantçılarının çocukları yapabilir. Mesela, bol maaşlı danışmanlarının, müdürlerinin çocukları yapabilir. Ama bu memleketin çocukları, gençlerimiz, maalesef yapamıyor. Üstelik senin yüzünden yapamıyor. Bu dediklerini hayata geçirmeyi zaten geçtim, hayal bile edemiyor. Masraflı tavsiyelerini, lüks zevklerini kendine sakla. Gençlerimizin hayatını da, hayallerini de, enerjisini de çaldınız. Eğer ülkemizdeki gençlere illa bir tavsiye vermek istiyorsan, ‘benim gibi olmayın’ demen yeter. Başka söze gerek yok. Sen yeter ki gölge etme, başka ihsan istemez.

GENÇLERİN SORUNLARI

Sayın Erdoğan, rafine zevkleriyle gerçek bir ‘gusto’ insanı olduğunu her fırsatta gösterip, kendi yaşadığı paralel evrenden gençlere nutuklar atadursun, gelin ben size gerçek Türkiye’deki gençlerin yaşadıklarını anlatayım. Geçtiğimiz cumartesi günü, bir grup genç kardeşimizle birlikteydim. Onları anlamak, dertlerini öğrenmek ve çözümler bulmak için tersine mentorluk oturumu yaptık. Yani onlar anlattı, ben öğrendim.

19 yaşında, bilgisayar programcılığı okuyan bir gencimiz dedi ki, ‘yurt dışında akademi ve özgür yaşam koşulları daha iyi, ekonomi daha iyi.’ Gençler için, ülkenin geleceği diyorlar. Ama bu insanlar bugünlerini kurtarmaya mı uğraşsınlar, yoksa ülkenin geleceğini kurtarmaya mı çalışsınlar? ‘5 yıl sonra, kendimi nerede gördüğümü bilmiyorum. Ama ülkemde kalabileceğimi düşünmüyorum’ dedi. 24 yaşında, genç bir avukat kızımız, ‘bir kadın olarak özgürce yaşamak istiyorum. Metroyla istediğim yere gidebileceğim bir Türkiye’de yaşamak istiyorum. 5 yıl değil, 2 yıl sonra bile göremiyorum kendimi’ dedi.

27 yaşında, Siyaset Bilimi mezunu bir oğlumuz dedi ki ‘kendimi ekonomik olarak hem k��sıtlanmış, hem de yoksun hissediyorum. En iyi eğitimleri aldım ama karşılığını alamıyorum, değersizleştiriliyorum. İftira at izi kalsın gibi bir sistem var. Gözlerini kestirdiklerine bunu yapıyorlar. Hayal kuramıyoruz. Başımıza bir şey gelmemesi hayal. 5 yıl sonra, ben özgür olmak istiyorum.’ 26 yaşında, avukat bir gencimiz, ‘biz hayal kuramıyoruz. Ülkemizi yönetenler, bir sorun olmadığına, bizi ikna etmeye çalışıyor. Ama ben, her şeyin bana karşı olduğu bir düzende, bir şeyler yapmaya çalışıyormuş gibi hissediyorum. 5 sene sonra kendimi hâlâ zorlanıyor olarak görüyorum’ dedi. ‘Ben hata değil bu işin kasıtlı olduğunu düşünüyorum’ dedi bir genç. Biz bu gençlerimizin duygu ve düşüncelerinin bu hale geldiğini nasıl… ‘Biz bir şeylerde koptuk ama ülke de bizi koparmak için her şeyi yaptı’ diyor. İnsanlar kaostan kaçmak için yurt dışına gidiyor. ‘Biz rahat yaşamak istiyoruz. Bizi darlamayın’ dedi. Herhalde o ‘telefonu göster’ diyen dayılara dedi bu işi.

İşte size sayın Erdoğan’ın yaşam koçluğuna soyunduğu gençlerimizin gerçek durumu. Bezdirilen, memleketten göz göre göre adeta kovalanan, her biri pırlanta gibi yetişmiş çocuklarımız. Bu iktidar eğitiminizi, bilginizi ve enerjinizi yok saymayı seçti. Vasatlaştırmayı bir politika olarak benimsedi. Çok sıkıldığınızı, bunaldığınızı, yorulduğunuzu görüyoruz. Öfkelendiğinizi biliyoruz. Boğazınızı sıkan bir el varmış gibi hissettiğinizi anlıyoruz. Hiç merak etmeyin biz boğazınızdaki o kirli eli çekmeye geliyoruz. Siyasi nutuklarla değil çözümlerimizle geliyoruz. Hak ettiğiniz gibi bir Türkiye’yi beraber inşa etmeye geliyoruz. Hak ettiğiniz özgürlüğe de adalete de kavuşacaksınız. Az daha dişinizi sıkın, inanın çok az kaldı.”

ANADOLU AJANSI’NIN 102’NCİ YILDÖNÜMÜ

Özgür basın, devlet kurumsallığına inancın teminatıdır. Özgür basın, demokrasinin bekçisidir. Bugün 6 Nisan yani Anadolu Ajansı’nın 102. kuruluş yıl dönümü. Buradan baştan Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Anadolu Ajansı’mızın kurucuları Halide Edip ve Yunus Nadi’yi rahmetle anıyor, ajansta emeği geçen ve kalemleri satılık olmayan tüm gazeteci kardeşlerimi saygıyla selamlıyorum. Maalesef bugün içimiz buruk bir şekilde kutluyoruz. Muhteşem bir hikaye ile kurulan Anadolu Ajansı’nın bugün gelmiş olduğu noktaya üzülüyoruz. Milli mücadele ve cumhuriyetle bir olarak anılan, Türk devletinin ilk resmî ajansını artık maalesef, seçim gecesi hileleriyle ve Japon esnafına duyduğu ilginç hassasiyetle anar hale geldik.

GAZETECİLERE BASKI

Değerli dava arkadaşlarım, peki basında yol açılan erozyon, sadece Anadolu Ajansı’yla mı sınırlı? Elbette değil. Ak Parti iktidarı, basını âdeta, Chomsky’nin deyimiyle, ‘Rızanın İmalatı’ için kullanıyor. Yani ucube ikna siyasetine, aparat yapıyor. Mesela, her gün, yeni bir kriz yaşanırken propagandist medya aracılığıyla, milletimizi, ülkeyi iyi yönettiklerine, razı etmeye çalışıyorlar.

Mesela, her gün, hayat pahalılığıyla, zorlukla ve yoklukla mücadele ederken propagandist medya aracılığıyla, milletimizi, hiçbir sorunun olmadığına, ikna etmeye çalışıyorlar. Mesela her gün, yeni bir rezalete şahit olurken propagandist medya aracılığıyla, milletimizi, manipüle edip, yeni bir düşman üretiyorlar.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün, 2021 yılı basın özgürlüğü listesinde 180 ülke arasında, 153’üncü sırada yer alıyoruz. Ayrıca, ülkemizde sadece 2021 yılında, 47 gazeteciye toplam 133 yıl hapis cezası verildi. Çalışan gazeteciler ise her an Saray ve kuyruklarının işten atma tehditleri altında diken üstünde çalışıyor.

Enflasyon rakamları konusunda her koşulda Batı ile kıyas yapan yandaşlar korosu, iş, basın hürriyeti başta olmak üzere demokrasi endeksleri hak ve hürriyetler konusuna geldiğinde, nedense hiç topa girmiyor Gizli veya açık sansür yoluyla susturulmuş ve manipüle edilmiş bir basın gerçeklerden uzak tutulmaya çalışılan bir milletin üzerindeki gök kubbeye çökertilmiş, bir kara bulut gibidir. O kubbeden içeri ne güneş ışığı girer ne de bereketli bir yağmur. İşte biz tam da bu nedenle, uzun zamandır bu çatı altında milletimizin farklı kesimlerinin sesini, duyurmaya çalışıyoruz.”

Günün Önemli Manşetleri

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*