Eski Başbakanlık Müşaviri Fikret Artan açıkladı: Zamların perde arkası… Mehmet Şimşek’in dolar yükselişindeki etkisi

Kutalmış Gürbüz

Bir dönem Vaşington Büyükelçiliği Ticaret Başmüşavirliği Diplomatik görevlerinde çalışan ve Ekonomi Bakanlığından emekli olan iktisatçı Fikret Artan, zamları, Mehmet Şimşek’in açıklamalarını ve ayrıca Merkez Bankası’nın yeni başkanı Hafize Gaye Erkan’ı Odatv’ye değerlendirdi.

İşte o röportaj:

Sayın Artan, öncelikle geçen hafta 3 Haziran’da yeni Kabine açıklandıktan sonra gerçekleştirdiğimiz röportajda dile getirdiğiniz hususlarla, son 1 hafta içinde Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yaptığı açıklamaların bağlantısını özetleyebilir misiniz?

Hatırlarsak röportajda ekonomi politikalarına olan güvenin oluşturulmasının gerekliliği, koordinasyon ve ekonomi yönetiminde kurumsallaşmanın önemine dikkat çekmiş ve yapısal sorunların mutlaka çözülmesi gereğinin altını çizmiştik. Ayrıca yerli ve yabancı sermayenin güven duymasını sağlayacak hukuki ve kurumsal düzenlemelere dikkat çekmiştik.

Sayın Şimşek de yaptığı açıklamalarda şeffaflık, tutarlılık, öngörülebilirlik, “uluslararası yollara uygunluk”, kurallara dayalı bir ekonomik yapı ile verginin tabana yayılması başta olmak üzere yapısal tedbirlerin alınmasının gerektiğine ilişkin ifadeleri ile dediklerimizi teyid etmiş oldu.

Sayın Şimşek ilave olarak ekonomi politikalarında “Rasyonel zemine dönmekten başka çare kalmamıştır” diyerek irrasyonel ve popülist tercihler içeren seçim ekonomisi uygulamalarını da bir anlamda itiraf etmiş oldu.

Aslında, rasyonel zemine dönmenin zamanlaması konusunda herhangi bir tarih verilmemesi, söylem doğru olsa bile inandırıcılığı ortadan kaldırmaktadır.

Şöyle ki TBMM Haziran sonunda muhtemelen yaz tatiline girecek ve Ekim ayı başına kadar da devam edecek. Yani Haziran ayı dahil önümüzdeki 4 ay boyunca bütüncül bir İstikrar Programı uygulanmasını kimse beklemesin. Daha sonra Ekim-Kasım-Aralık ayları Bütçe ve 2024 Yıllık Ekonomik Programının hazırlandığı dönem olacaktır.

Ocak 2024 tarihinden sonra Mart ayında yapılacak Mahalli Seçimler doğal olarak gündemin birinci maddesi olacak ve Kemer Sıkma Politikası veya Hazine ve Maliye Bakanının deyimiyle Ortodoks Politikaların, yani Sıkı Para ve Maliye Politikalarının uygulanması mümkün olmayacak. Bir başka şekilde ifade edersem, önümüzdeki 10 ayda ekonomimizi rasyonel zemine oturtmak mümkün olamayacak ki geçen haftaki söyleşimizde bunu net olarak ifade etmiştim.

Eğer dört başı mamur bir İstikrar Paketi uygulanacaksa Nisan 2024’den sonra olacaktır ki dar ve sabit gelirli olarak tanımlanan Asgari Ücretli, Kamu Çalışanları ve Emeklilerin son 2 yıldaki ücret artışlarını unutmaları gerekecek ve en az 3 yıllık daha da zorlu bir dönem bütün vatandaşlarımızın sabır sınırlarını zorlayacaktır.

DÖVİZ PİYASALARI NEDEN DALGALANDI

Geçen haftaki döviz kurlarındaki hareketliliği nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biraz önce kısaca açıkladığım Sn. Bakanın ifadeleri demek ki kamuoyuna yeterince güven vermemiş ki Döviz Piyasalarında bir dalgalanma yaşanmasına sebep olmuştur.

Kaldı ki uzun süredir baskıyla 20 TL’nin altında tutulan Dolar Kurunun seçimlerden hemen sonra yukarı doğru hareketleneceği yönünde vatandaşlarımızın büyük çoğunluğunun beklentisi söz konusuydu.

İlave olarak, iç dış enflasyon göz önüne alındığında Dolar Kurunun 28-30 TL, Paritenin 1,1 olarak devamı halinde Euro Kurunun ise 31-33 bandında olması potansiyeli her zaman ihtimal dahilinde olmakla, birlikte bunun yıl sonuna doğru veya mahalli seçimlerden hemen sonra 2024 Nisan ayına sarkabileceğini tahmin ediyorum.

Tahminim odur ki Dolar Kurunu 25 Liranın altında tutmak için kısa dönemde yeni Swaplar devreye alınacak ve döviz arzının acil arttırılması için Sn. Mehmet Şimşek Londra ve New York “Road Show” seferlerine çıkacak gibi görünüyor.

Bildiğim kadarıyla sizin Planlama Uzmanlığınız KİT Finansmanı üzerine. Bir KİT olan Çaykur’un yaptığı yüksek oranlı fiyat artışı ve devamı konusunda neler söyleyebilirsiniz? Kamu kesiminde Fiyat artışlarının belirlenmesi nasıl olmaktadır?

Bildiğimiz gibi TÜİK 5 Haziran’da Mayıs ayı enflasyonunu insanlarımızın büyük çoğunluğunun inanmadığı rakam olarak aylık Binde 4 olarak açıkladı. Buna göre 5 Aylık Enflasyon %15, 12 Aylık Enflasyon ise %39,59 olarak açıklandı.

Çaykur’un ortalama %43 düzeyinde yapmış olduğu zam, ne 5 aylık enflasyona, ne de yıllık enflasyona uymaktadır. Yapılan zam gerçekten oldukça vicdansız ve hesapsız yapıldığı ortaya çıkmaktadır.

Röportajın ana konusu da olduğu için müsaadenizle burayı biraz daha geniş olarak açıklamaya çalışayım ki özellikle kamu işletmelerinin fiyat artışlarının nasıl yapıldığını Odatv okuyucuları net olarak bilsinler.

Ülkemizde Kamu İktisadi Teşebbüslerin (KİT) fiyat artışlarına karar veren kamu kuruluşları Sermaye Sahibi Olarak Hazine ve KİT’lerin Finansman Programlarına yön veren ve genel ekonomik koordinasyondan sorumlu olan Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) idi.

Planlama Uzmanı olarak görev yaptığım dönemde yıllarca KİT”lerin Fiyat artışlarını hesaplamaktan sorumlu birimde çalıştım. Herhangi bir KİT’in Fiyat artışı yapması elbette öncelikle maliyetlerinde meydana gelen artışlar paralelinde tespit edilirdi.

Ancak, ilave olarak KİT’lerin yatırımları için finansman ihtiyacı olması durumunda ya bütçeden Sermaye Ödeneği olarak karşılanır, ya destekleme görevi verilmişse Hazine’den Görev Zararı (Sübvansiyon) olarak desteklenir veya ek fiyat artışı yoluyla kaynak temin edilirdi.

Yani bir anlamda kamu yatırımlarını arttırma, büyümeye katkı ve kamuya kaynak sağlama konularında fiyat artışları neredeyse bir vergi niteliğinde kullanılır ve biz Planlama ve Hazine Uzmanları buna “Zam” yerine teknik olarak “Fiyat Ayarlaması” tabirini kullanırdık.

Tabi ki biz fiyat artışı hesaplarını yaparken ve ilgili Ekonomi Bakanı vasıtasıyla Hükümete sunarken, işini düzgün yapan teknisyen namusu ile gerekli hesaplamaları en hassas bir şekilde yapar, ancak vicdanımızın el vermeyeceği gereğinden yüksek bir fiyat artışını asla önermezdik.

Şöyle ki herhangi bir KİT’in teknik olarak hesaplanmış fiyat artış ihtiyacı %20 iken, halktan kopuk ve empati yapamayan bir yönetici %40 yapın dediğinde itiraz eder ve uzmanlık otoritemizi kullanmak yanında, toplumumuzu da düşünür ve finansal olarak ne kadar gerekirse o kadar yapılması yönünde ısrar eder ve kabul ettirirdik.

Meslek hayatımızda bu prensiplerin çok büyük önemi olduğu için bazı yöneticilerle teknik tartışma yaşamaktan kaçınamazdık. Hatta Yüksek Planlama Kurulunda Başbakanlardan farklı düşünen Uzmanların görüşlerinin dinlendiği gazetelere haber konusu olmuştur.

Konumuza devam edersek, KİT’lerin Milli Gelire katkıları %10 civarında olduğu 2010’dan önceki dönemlerde, Bütçeden sonra ki en önemli makro ekonomik büyüklük olması sebebiyle genel ekonomiye etkileri de yüksek olmakta ve bu sebeple de ekonomiye ilişkin alınan tedbirlerde ve özellikle istikrar programlarında fiyat artışları yoluyla toplam talebi daraltıcı yönleri söz konusu olmaktaydı.

Özelleştirme uygulamaları sonucunda KİT’lerin son 13 yılda GSYİH içindeki payları %3 civarına inmiş olsa da Çaykur, Et ve Süt Kurumu, Taşkömürü Kurumu, TCDD vb. kurumlar sebebiyle gıdadan ulaştırmaya birçok sektörde etkileri hala hissedilir olmaktadır. Bu sebeple enflasyonla mücadele edilmesi gerçekten hedefleniyorsa buna önce Kamunun yüksek fiyat artışlarından kaçınması yönünde tedbirlerin ciddiyetle ve çok sıkı olarak alınması zorunluluktur.

ÇAY ZAMLARININ ETKİSİ

Özelleştirmenin ve Kamu Kesimindeki yönetim anlayışının son yıllardaki kontrolsüz ekonomiye etkileri var mıdır?

Özelleştirme konusunda çalışmaları bulunan bir Uzman olarak da diyebilirim ki; Aslında arzu edilen uygulama KİT’lerin kamuya yük olmalarının önüne geçilerek, etkin ve verimli çalışmalarının sağlanması yanında, özelleştirme sonrası piyasaların başıboş kalmasının önlenerek, Regülasyon-Düzenleme Kuruluşları ile tüketici haklarının korunmasıydı, ama maalesef bu konuda başarılı olunamamıştır.

Ocak 2023 başında Et ve Süt Kurumunun fırsatçı davranarak seçimden önce yaptığı %30 oranındaki zammın etkisiyle kırmızı et fiyatları yüksek oranlı artmış, ancak birkaç ay sonra bunu yapan kurum üst yönetimi tümüyle değiştirilmiştir.

Çaykur’un seçimlerden hemen sonra alelacele ürün fiyatlarını %43 arttırması vatandaşlarımızı tedirgin etmiştir. Tekel ürünlerine yapılan artışları sineye çeken vatandaşlarımız için geleneksel olarak en çok tüketilen bir ürüne yapılan zamlar sabır açısından bardağı taşıran bir damla olmuştur.

Çay fiyatlarına yapılan bu zamlar, Amerikalıların İngiliz hakimiyetinden kurtuluşunun başlangıcını sembolize eden “Boston Tea Party” yi aklıma getirdi. Bu Çay Partisinde vergilerden bunalan halkın yüksek vergili çayı ve İngiltere’yi protesto etmek için, Boston Limanına giren İngiliz Gemilerine girerek tonlarca çayı denize dökmeleri bağımsızlık mücadelesinin de başlangıcı olmuştur.

Bugün ise hem İngiliz hem de ABD vatandaşı olan Mehmet Şimşek’e bu tarihi olayları hatırlatmak ve Çay’a adeta yüksek bir vergi gibi bindirilen fiyat artışlarına vatandaşlarımızın tepkisinin yüksek olduğunu bildirmek isterim.

Aslında yapılan zamdan Mehmet Şimşek’in haberdar olmadığını da düşünüyorum ki bu durum etkin yönetim açısından bir eksikliktir. Düşük bir ihtimalle, eğer haberi vardı da buna engel olamadıysa veya daha rasyonel bir hareket tarzını belirleyemediyse bu daha da vahimdir.

Çünkü, Enflasyonla Mücadelenin öncelik olarak ilan edildiği bir dönemde fiyat artışlarını kamu yönetimindeki KİT’ler fahiş artışlarla tetiklerse, özel sektörün fiyat artışlarına söyleyecek bir şey kalmaz ve bu durum kesin bir hüsranı getirir.

Çay zammının bir başlangıç olduğunu, bundan sonra Asgari Ücret, Memur ve Emekli maaş artışları henüz gerçekleşmeden, 6 ay önce olduğu gibi her şeye zam yapılacağı kanaati toplumda yaygın bir kanı olarak yerleşirse psikolojik olarak ta başarısızlık söz konusu olacaktır.

İnsanlarımız da böyle giderse ekmeğin yıl sonuna doğru 10 liraya çıkacağı endişesi oldukça yaygındır ki, Halkın Ekmeği ile Oynanması hiç arzu etmesek de orta vadede sosyal patlamalara yol açacaktır. Çünkü bu tür zamların artarak ve yaygınlaşarak devam etmesi, uygulanacağı ifade edilen yapısal tedbirlerin de yer alacağı istikrar programına güveni azaltacak, özellikle beklentilerin olumsuz olması enflasyonun düşürülmesini ve ekonomik sorunların üstesinden gelinmesini zorlaştıracaktır.

YAPISAL TEDBİR NEDİR

Yapısal Tedbirler veya Sorunlar denilirken kastedilen nedir?

Evet haklısınız, ekonomi alanında özellikle görsel ve yazılı medyada görüşlerini açıklayanlar bu terimi çok kullansalar da tam olarak neler olduğunu açıklayamamaktadırlar.

Yapısal sorunların başında Verginin tabana yayılmaması ve dolaylı vergilerin ağırlıklı olması sebebiyle vergi sisteminin adaletsiz bir yapıya sahip olması gelmektedir. Bu durum sağlam ve istikrarlı kamu kaynaklarının elde edilememesine ve kamu yatırım ve hizmetlerinin yetersiz olmasına da yol açmaktadır. Bu duruma diğer yapısal sorun olan Kayıt dışı ekonomiyi de ekleyebiliriz. Bir diğer yapısal sorun büyümenin ve ihracatın ithalata bağımlı hale gelmesidir ki bu durum işsizliğin de ana kaynaklarından biridir. Başka bir yapısal sorun yurtiçi tasarrufların yetersizliği ve dış kaynağa ihtiyaç duyulmasıdır.

Aslında yapısal sorunlar ve çözümleri hakkında Odatv için 2022 yılının son günü kaleme aldığım “Türkiye nasıl kurtulur” yazısına bakılırsa, hem tekrardan ve konuyu uzatmaktan kurtulmuş oluruz, hem de yapısal tedbirler hakkında oldukça net ve ayrıntılı bilgiye ulaşılmış olur.

YERLİ VE MİLLİ ATAMA ŞART

Son olarak Merkez Bankasında gerçekleşen atama ile ilgili görüşlerinizi paylaşabilir misiniz?

Merkez Bankasının başına ilk defa bir kadının getirilmesi olumlu olmakla birlikte, Hafize hanımın Gayesinin, bağlantılarının ve gerçek tecrübelerinin ne olduğunu bilmeden Devlet Erkan’ı arasına katılmasını toplumla birlikte zaman içinde anlayacağız.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın “Bunlar Halk Bankasını dolandırmaya kalkıyor” sözleri ile Koç Üniversitesinden Prof. Selva Demiralp’in BBC Türkçe’de kamuoyu ile paylaştığı ve ABD’deki First National Bank’ın şüpheli batışına ilişkin iddialarının örtüşmesi akla “Hacı Hacıyı Mekke’de, Derviş Dervişi Tekkede Bulur” sözünü ister istemez getirir.

Aslında bu birlikteliğe Hollywood yapımı Superman ve Supergirl’ün yeni versiyonunun devreye girmesine bakarak fazla şaşırmamak gerekir ama, Yerli ve Milli söylemlerinin son yıllarda havada uçuşmasına baktığımızda, memleketin öz evlatlarına acil ihtiyacı olduğunu söylemek abes olmayacaktır.

Sayın ARTAN verdiğiniz bilgiler için teşekkür ediyoruz.

Kutalmış bey, Odatv okuyucularına ve kamuoyuna ulaşma imkanı sunduğunuz için asıl ben teşekkür ediyor, başarılar diliyor, insanlarımızın geçim sıkıntılarının bir an önce rasyonel ve gerçek milli çözümlere kavuşturulmasını temenni ediyorum.

FİKRET ARTAN KİMDİR

İ.Ü. İktisat Fak. mezunu olup, ABD Kolorado Üniv. Ekonomi Enstitüsünde Kalkınma Ekonomisi Sertifikası, ABD Kaliforniya Üniv. Uluslararası Tic. ve Finansman Yüksek Lisans eğitimi aldı. 1986-2000 yıllarında DPT-Yıllık Ekonomik Programlar bölümünde Planlama Uzmanı, 1997-1998 yıllarında Başbakanlık Ekonomi Müşaviri, 2000-2001döneminde Dış Tic. Müsteşar Yardımcılığı ve 2001-2004 yıllarında T.C. Vaşington Büyükelçiliği Ticaret Başmüşavirliği Diplomatik görevlerinde bulunmuş, 2018 yılından beri Ekonomi Bakanlığı Müşavirliğinden Emekli Bürokrattır.

KİT’ler, Özelleştirme, Makro Ekonomik Dengeler, Ekonomik Krizler ve Dış Ticaret alanında çalışmaları bulunmaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir