İyi haberlere ihtiyacımız var

Adıyla ilgili tüm ironik çağrışımları bir yana, “Ve Şimdi İyi Haberler” sergisi Pera Müzesi’nin üç katına yayılan ve 400’ü aşkın eserin yer aldığı bir seçkiyle sanatseverleri bekliyor. Tam da iyi haberlere ihtiyacımız olduğu şu günlerde diyesi geliyor insanın; keşke bu kadar kolay olsaydı elbette…

Annette ve Peter Nobel koleksiyonundan derlenen sergiyi gezerken az önce Peter Nobel’in yaptığı konuşmadan aklıma çakılan bir cümle yankılanıyor. Sergideki bazı fotoğrafları anlatırken demişti ki Nobel, “İnsanlar ellerinde gazeteyle poz vermeyi istiyordu, çünkü bu onlara entelektüel bir hava katıyordu.”

Oysa bugün, özellikle de memleketimizde, bırakın günden güne gazete okuma sayılarının düşüklüğünü, bazı gazeteleri kese kağıdı olarak bile kullanmak aklı, vicdanı olan insanların utanç duyacağı bir şey haline geldi. Ne acı, değil mi?

Gelenekselleştiği üzere sergiyi gezmeye Pera Müzesi’nin 5. katından başlıyor ve sonra aşağıya iniyorum. 5. katta boş bir gazete sayfası karşılıyor beni, altında yine gazetelerden kesilmiş sözcüklerle “there’s nothing to see here” (burada görecek bir şey yok”) yazan. Aklıma hemen ülkemizde çıkan gazetelerin büyük kısmı için benzer bir cümle kurabileceğim geliyor elbette. Bu arada sergilenen işler kadar adlarının da dikkat çekici olduğunu görüyorum, Matias Faldbakken’in “O Lanet Olasıların Basacağı Son Gazetenin Kapağında Görüşürüz” başlıklı eseri gibi örneğin.

İçimden “İnşallah” diyorum ve çeşitli gazete ve dergi sayfalarının, görsellerinin malzeme olarak kullanıldığı eserler arasında ilerlemeye devam ediyorum. Bir bölümde Henri Cartier Bresson’un siyah beyaz fotoğrafları, bir başka duvarda ise Andy Warhol’un o ünlü “Marilyn Monroe” portresi duruyor. Bir başka bölüm de ünlü ressam Malevich’in savaş zamanından kalma propaganda kartpostallarına ayrılmış ki müthiş gerçekten.

Hayli zengin bir koleksiyon aslında Nobel koleksiyonu ve içinde Alberto Giacometti, Christo, David Hockney, Joseph Beuys, Andreas Gursky, Mayakovski, Dennis Hopper, Man Ray gibi çok sayıda sanatçının işleri yer alıyor. Hatta bir bölüm tamamen Bedri Baykam’ın eserlerine ayrılmış desek yalan olmaz.

ÖZALP BİROL’UN DUYDUĞU GURUR

Sergiyi bizimle birlikte gezen Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kültür ve Sanat İşletmesi Genel Müdürü Özalp Birol bir ara yanıma gelip “Bazı sanatçıların eserlerini gördükçe, biz bu isimlerin kapsamlı sergilerini de burada yapmıştık diyorum kendi kendime ve hem kurumum adına gurur duyuyorum hem de bir tanıdığımı görmüşcesine seviniyorum” diyor. Ne kadar haklı bir gurur gerçekten de; ben de kendi adıma yıllar önce açılan ve büyük bir heyecanla defalarca gezdiğim Alberto Giacometti sergisini hatırlıyorum örneğin, tam da onun gazete sayfaları üzerine tükenmez kalemlerle yaptığı desenlere bakarken.

KOLEKSİYONDA TÜRK SANATÇILAR DA VAR

Bir başka bölümde de Peter Nobel ile kesişiyor yolumuz. Nobel en yakınındaki ziyaretçiye duvardaki eseri göstererek, “Ne yazdığını anlayabiliyor musunuz?” diye soruyor. Duvardaki iş Özlem Günyol ve Mustafa Kunt sanatçı ikilisinin “Bildiğimizi Bilmediğiniz Şeyler Var” (üstte) adlı işi ve gazete kağıdı üzerine tek tek basılmış dev harflerin bitişik düzen sıralanmasından oluşuyor.

“İsviçre’de bunu yerleştirirken çok zorlandık, bazı harfleri anlamamız kolay olmadı” diyor Nobel gülerek. Haksız da sayılmaz, hele ki Türkçe bilmeyen biri için iyice zorlu bir meydan okuma doğrusu. Bu arada serginin kataloğundaki fotoğraftan bu eserin farklı bir şekilde de sergilenmesinin mümkün olduğunu anlıyorum, zira Pera Müzesi’nde kare şeklinde yerleştirilen harfler bütünü, katalog fotoğrafında tek bir satır gibi yerleştirilmiş. Esprili bir şekilde ifade edecek olursak, bu da eserin farklı okumalara açık olduğunu bir göstergesi sayılabilir mi?

GAZETEYİ OKUMADAN GEÇMEYİN

Sergiyi gezenlerin kayıtsız kalamayacağını düşündüğüm bir diğer şeyse Türkçe ve İngilizce olmak üzere iki versiyon halinde basılmış bir gazete. İçinde Ece Temelkuran, Ahu Antmen, Süreyyya Evren, Esra Özdoğan, Evren Savcı ve Erkan Saka’nın da yazılarının bulunduğu bu gazeteyi sergi sonrası satır satır okuyacağınızı sanıyorum.

Gazetecilik odaklı, hatta Peter Nobel’in deyişiyle “Basın Sanatı”na adanmış bu koleksiyon sergisi, defalarca gezilecek, her seferinde farklı bir eserin önünde dakikalar harcanacak bir seçki olmuş. Pera Müzesi belki alacağımız iyi haberlerden sorumlu değil ama haberciliğe dair fikirlerimizi derinden sarsacak, deyim yerindeyse fabrika ayarlarına döndürecek bir sergiyle bekliyor sizi, bizi, hepimizi… İşte bu güzel haber!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*